Siyasetin Gürültüsü, Hakikatin Sessizliği
Başlık:
Siyasetin Gürültüsü, Hakikatin Sessizliği
Türkiye’de siyaset çoğu zaman bir tartışma değil, bir gürültü yarışına benziyor. Ekranlarda bağıranlar, sosyal medyada slogan atanlar, her meseleyi iki kelimeye indirip hüküm verenler… Herkes konuşuyor ama çok az kişi gerçekten düşünmek için duruyor. Oysa bir ülkenin kaderini belirleyen şey, en çok bağıranların sesi değil; en çok düşünenlerin sessizliğidir.
Türkiye’de siyasetin en büyük problemi fikir eksikliği değil, düşünme sabrının kaybolmasıdır. İnsanlar artık bir meseleyi anlamaya çalışmadan taraf seçiyor. Siyaset de tam olarak bu zayıflığın üzerinekuruluyor. Bir taraf sürekli korku üretirken, diğer taraf sürekli öfke üretir. Korku ile öfke arasında sıkışan toplum ise gerçeği konuşamaz hale gelir.
Oysa bir ülkenin sağlıklı bir siyasi hayatı olması için önce vatandaşın zihninin özgür olması gerekir. Zihin özgürlüğü dediğimiz şey yalnızca istediğini söylemek değildir; aynı zamanda duyduğunu sorgulayabilme cesaretidir. Çünkü sorgulama ortadan kalktığında siyaset bir hizmet alanı olmaktan çıkar, bir sadakat testine dönüşür.
Türkiye’de siyasetin en görünmez tuzağı da tam burada ortaya çıkar: İnsanlardan düşünmeleri değil, ait olmaları beklenir. Bir fikri savunmadan önce hangi tarafta durduğun sorulur. Bir eleştiri yaptığında, söylediğin sözün doğruluğu değil hangi safta olduğun tartışılır. Böyle bir ortamda siyaset giderek bir fikir alanı olmaktan çıkar, bir kimlik kavgasına dönüşür.
Halbuki toplumların ilerlemesi, kendi kendini eleştirebilme yeteneğiyle mümkündür. Eleştiriden korkan siyaset, aslında halkına güvenmeyen siyasettir. Halkına güvenmeyen siyaset ise eninde sonunda kendi propaganda duvarlarının içinde yaşamaya başlar. Bu duvarlar yükseldikçe gerçeklik ile siyaset arasındaki mesafe büyür.
Türkiye gibi büyük bir tarihsel mirasa ve güçlü bir toplumsal dinamizme sahip bir ülke için asıl mesele iktidarın kimde olduğu değildir. Asıl mesele, toplumun düşünme alışkanlığını kaybedip kaybetmediğidir. Çünkü düşünmeyen toplumlar kolay yönetilir, ama zor ilerler.
Bu yüzden belki de bugün kendimize sormamız gereken en basit ama en zor soru şudur: Biz gerçekten siyaset konuşuyor muyuz, yoksa sadece taraf mı tutuyoruz?
Eğer siyaset yalnızca taraf tutmaya indirgenirse, ülke bir süre sonra fikir üretmeyen kalabalıkların yönettiği bir tartışma meydanına döner. Ama insanlar yeniden düşünmeye başlarsa, işte o zaman siyaset tekrar anlam kazanır.
Belki de gerçek değişim büyük seçimlerden değil, küçük zihinsel uyanışlardan başlar. Çünkü bir toplumun kaderi, sandıktan önce zihinde yazılır.
Comments