Posts

Siyasetin Gürültüsü, Hakikatin Sessizliği

Image
 Başlık: Siyasetin Gürültüsü, Hakikatin Sessizliği Türkiye’de siyaset çoğu zaman bir tartışma değil, bir gürültü yarışına benziyor. Ekranlarda bağıranlar, sosyal medyada slogan atanlar, her meseleyi iki kelimeye indirip hüküm verenler… Herkes konuşuyor ama çok az kişi gerçekten düşünmek için duruyor. Oysa bir ülkenin kaderini belirleyen şey, en çok bağıranların sesi değil; en çok düşünenlerin sessizliğidir. Türkiye’de siyasetin en büyük problemi fikir eksikliği değil, düşünme sabrının kaybolması dır. İnsanlar artık bir meseleyi anlamaya çalışmadan taraf seçiyor. Siyaset de tam olarak bu zayıflığın üzerinekuruluyor. Bir taraf sürekli korku üretirken, diğer taraf sürekli öfke üretir. Korku ile öfke arasında sıkışan toplum ise gerçeği konuşamaz hale gelir. Oysa bir ülkenin sağlıklı bir siyasi hayatı olması için önce vatandaşın zihninin özgür olması gerekir. Zihin özgürlüğü dediğimiz şey yalnızca istediğini söylemek değildir; aynı zamanda duyduğunu sorgulayabilme cesaretidir. Çünkü sor...

SABAH

Image
Sabahın tatlı telaşı diyemem bu manzaraya… Yüzlerde aradığım tebessüm yok. İnsanların bakışlarında bir şeyler eksik; sanki geceden derin bir korku yaşamışlar. Kiminin aklında geçim derdi, kiminin günü kurtarma çabası… Bir endişe hâkim. Kimisi çoktan gitmiş, kimisi gecikmiş ya da 10 vardiyasına yetişmeye çalışıyor. Öğrenciler de var arada, yorgun ama çaresiz bir halde. 10 vardiyası dedim de, bir zamanlar burada Profilo fabrikası vardı. O günleri hatırlıyorum. Vardiyalarının ve öğlen aralarının siren sesleri yankılanırdı her yerde. “Vuuuv” diye bir ses, hepimizin gününe düzen getirirdi. Şimdi o sirenlerin yerini sessizlik almış. Ne bir düzen var ne de o güven hissi… Otobüs durağındayım. Yolcuların hepsi saate bakıyor. Geciken otobüs mü yoksa geciken umutlar mı? Bilmiyorum. 8:40 otobüsü gelmemiş hâlâ. İnsanların yüzünden çaresizlik okunuyor. "Metroya mı geçsem acaba?" diye geçiriyor bazıları içinden. “Ya ben gidince otobüs gelirse?” diye kendi kendine çatışanlar var. Otobüs bir ...

ZİNCİR

Image
ZİNCİR Yoksunluktan doğan yoksulluğumuzdan kaçtık. Öyle bir kaçıştı ki bu; kimimiz soluğu Atlas Okyanusu'nun sahillerinde, kimimiz Bavyera limanlarında aldı. El memleketlerinin madenlerinde kömür karası, inşaatlarında çimento tozu, fabrikalarının dişlilerinde yağ olduk. Çankırı'nın ayazında kanal, Menderes Ovası'nda kazma kürek olduk. Kaçtık buranın yarı aç yarı tok yaşamından... Oysa nereye baksan tarla... Dağların yamaçları, tepelerin sırtları, taşların altları tarlaydı. Küçük çayların yanındaki düzlükler çayır… Ama sadece arpa ve çavdar ekilirdi. Çünkü başka bir şey ekilse yetişmezdi. Tıpkı insanlar gibi, o topraklar da yarı aç yarı tok, yorgun düşmüştü. İki öküzün çektiği kara sabanla ekilir, avuç avuç tutulan kör oraklarla biçilirdi. Hayat, daha sabah olmadan öten horozun sesiyle başlar, güneş batınca biterdi. Bu yaşam tarzı, bitmeyen bir ceza döngüsüymüş gibi sürüp giderdi. Meyve yok... Sebze yok... Balık yok... Sabah kahvaltısı, kavrulmuş arpadan yapılan un çorbasıyd...

Her Zaman Tezgaha Geliriz

HER ZAMAN TEZGAHA GELİRİZ Sahne: Bir kuyumcu dükkanı. Karakterler:  * Kuyumcu: Orta yaşlı bir adam.  * İhtiyar: Sihirli güçlere sahip gizemli bir adam.  * Kadın: Hırsız.  * Polis: Olayı araştıran iki memur. Hikaye: HER ZAMAN TEZGAHA GELİRİZ 😀 Giriş: "Selamualeyküm!" diye seslendi içeri giren ihtiyar. Kuyumcu, "Aleykümselam! Buyrun!" diye karşılık verdi. Gizemli Teklif: İhtiyar, "Ben senin sevabınım, sana cennetin anahtarını vereceğim," dedi. Kuyumcu gülümseyerek, "Olur mu öyle şey? Sevablar insan kılığına girer mi? Lütfen oturun, size çay söyleyeyim," dedi. İhtiyar teşekkür ederek sandalyeye oturdu. Hırsızlık Sahnesi: O sırada içeri bir kadın girer ve çeyrek altın ister. Doğruca gidip ihtiyarın kucağına oturur. Kuyumcu şaşkınlıkla, "Neden adamın kucağına oturdun?" diye sorar. Kadın da, "Ne münasebet? Burada adam yok," der ve aldığı altının parasını verip öfkeyle dükkandan çıkar. Sihirli Mendil: İhtiyar, "Beni senden başk...

DONSUZ HİKMET

Image
DONSUZ HİKMET (Hayalî Hikaye Kahramanı) Verandaya açılan pencereden tüller, rüzgarın etkisiyle nazlı bir dansa kapılmıştı. Deniz kabuklarından yapılmış rüzgar çanı ise rüzgarın eşliğinde en güzel şarkısını söylüyordu. Uzaklara dalgın bakışlar fırlatan Selma Hanım, kimsenin bilemeyeceği düşüncelerle kendi dünyasına çekilmişti. Elini dizine vurup sallanan sandalyesinin tempolu gıcırtısına eşlik ederken, adeta geçmişin bir şeridinde geziniyordu. Selma Hanım, bir zamanlar yanında dünyayı unuttuğu eşi, namıdiğer Donsuz Hikmet’in vefatından sonra yalnızlığa hapsolmuştu. Bu yalnızlık, önce ruhuna, sonra bedenine dokunmuş ve hafızasını yavaş yavaş silikleştirmişti. Donsuz Hikmet, zamanının namlı polislerinden biriydi. İstihbarat biriminde çalıştığı yıllarda pek çok başarıya imza atmış, adı dillere destan olmuştu. Ancak bu başarıların bir bedeli de vardı. Özellikle Maraş Olayları sırasında yakaladığı Ermeni asıllı üç CIA ajanı hakkında hiçbir işlem yapılmaması, onun içindeki adalet duygusunu ya...

GÖNÜL İŞİ

https://www.facebook.com/share/v/9wnkSjKB368JVZGJ/?mibextid=oFDknk BİR FİLMİN BENDE ÇAĞRIŞTIRDIKLARI Beyaz saçak, beyaz karanfil, beyaz taziye, beyaz gezi... Bu kelimeler, bir zamanlar Türkiye'de belediyecilik anlayışına damga vuran bir projeyi hatırlatıyor: Beyaz Masa. Beyaz Masa, sadece bir telefon hattı veya şikayet merciinden çok öteydi. O, halka değer veren, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışının simgesiydi. Beyaz Masa ile birlikte belediyecilik hizmetleri halka daha yakın hale geldi, bürokrasi ve gecikmeler azaldı. Beyaz Masa'nın sunduğu hizmetler arasında şunlar vardı: Beyaz Saçak: Yaşlılara yönelik bakım ve destek hizmetleri Beyaz Karanfil: Engellilere yönelik eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri, hasta ziyareti. -evde bakım- Beyaz Taziye: Cenaze ve defin işlemleri. -başkanın taziye mesajı- Beyaz Devriye: Kent güvenliği ve zabıta hizmetleri -yerinde çözüm- Beyaz Gezi: Kültürel ve sanatsal etkinlikler. -sosyal, kültürel ve teknik yatırımlarla kent halkının bulu...

UNUTULMUŞ ACI BİR TARİH ARKALARINDA AĞLAYANLARI OLMAYANLAR - 1821 - YUNAN KATLİAMI

Image
  Arkasına Osmanlı Devleti'ni parçalayan güçleri alan Yunanistan  1821'de Mora'da, Girit'te, Rodos'ta, diğer adalarda ve  Batı Trakya'da binlerce masum sivil Türk'ü katletti.  Bu yazıyı derlememdeki sebep, 360 TV'deki bir Türk Filmidir. Filmin Adı : Kara Murat - Devlerin Savaşı. Film, Osmanlı'nın Mora'ya atadığı bir valiyi konu alıyor. Oysa ve nihayetinde tarih bize filmden çok farklı şeyleri gösteriyor. Hele batının yunanistan'ın bağımsızlığının 200. yıldönümünde Ege'ye en önemli savaş uçak ve gemilerini göndermesi nasıl bir düşman blokla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. 200 yıl önce sahneye koyulan oyun hâlâ devam ediyor. Kimsenin başkalarının dostluk gösterilerine aldanmaması gerekir. Dışımızdan, içimizden yoğun bir kuşatma altıda olduğumuzu asla akıldan çıkarmamamız gerekir. Varsın birileri bize paranoyak desin.  Kimsenin konuşmadığı acı tarih: 1821 Türk ve Müslüman dünyasının her bölgesinde derin acı ve çileler yaşandığı bili...