PARİS AKŞAMLARI
Türk'ün kanıyla sulansa da, Anadolu Türk'e hiç yurt olmadı.
Türkistan'dan, büyük ve binlerce tarihli göçümüzle geldiğimiz bu yayla yurt, hiç bir zaman Türk'ün yüzünü güldürmedi. Burda yaşamamıza izin verdi ama Türk olarak değil, ezilmiş, horlanmış, dışlanmış olarak.
Biraz başımızı kaldırdık onu da çok gördü.
Gerçi her coğrafya bunu bize yaptı. Sadece Anadolu değil...
Türkistan, Azerbaycan, Kırım, Balkanlar, Kerkük, Halep, Mısır, Yemen...
Büyük ve trajik Kırım Sürgünü'nden sonra, Kırım Türkleri Anadolu'ya değilde Avrupa'ya göç ettiler. Neden?
Nedeni Koraltan Köprüsü'nü bilenler anlamıştır.
SSCB
Sıtalin
Milli Şef ...
Ortadoğu'da her halka kucak açtı da Anadolu, Türkmen'e kör duvar oldu.
Türkistan'dan, büyük ve binlerce tarihli göçümüzle geldiğimiz bu yayla yurt, hiç bir zaman Türk'ün yüzünü güldürmedi. Burda yaşamamıza izin verdi ama Türk olarak değil, ezilmiş, horlanmış, dışlanmış olarak.
Biraz başımızı kaldırdık onu da çok gördü.
Gerçi her coğrafya bunu bize yaptı. Sadece Anadolu değil...
Türkistan, Azerbaycan, Kırım, Balkanlar, Kerkük, Halep, Mısır, Yemen...
Büyük ve trajik Kırım Sürgünü'nden sonra, Kırım Türkleri Anadolu'ya değilde Avrupa'ya göç ettiler. Neden?
Nedeni Koraltan Köprüsü'nü bilenler anlamıştır.
SSCB
Sıtalin
Milli Şef ...
Ortadoğu'da her halka kucak açtı da Anadolu, Türkmen'e kör duvar oldu.
İşte 1944 Kırım Sürgünü'nde Frans'ya sığınıpta, bir kış günü Paris Sen Nehri kenarında çöpçülerin cesedini bulduğu Buğra Alpgiray'ın (1947) cebinden çıkan kağıtta bir şiir yazmaktadır.Başlığa bakıpta hayalini kurduğunuz romantik Paris akşamları zannetmeyin. Sürgünün ve acının resmini seyredeceksiniz.
PARİS AKŞAMLARI
Bu kent her şeyiyle bana yabancı
Caddeler, binalar, bütün insanlar…
Öyle hasretim ki ezan sesine
Caddeler, binalar, bütün insanlar…
Öyle hasretim ki ezan sesine
Ararım çevremde minare, cami
Lakin takılırım çan kulesine
Her semtin muhteşem kilisesine
Yâd el elemleri sarar içimi
Uzaklarda yurdum! Buradan çok uzak
Her mevsimi güneşli, masmavi göklü
Camili, kubbeli, kümbetli, köşklü
Ozanlı, garipli, kervansaraylı
Hele insanları: Alpli, Giraylı
Yok haber onlardan, baba evinden
Bu yüzdendir halim, kopuk bir yaprak
Her şey çok uzakta benden, çok uzak.
Gözlerim daima engine dalar.
İsterim ki her an, ana yurdumda
Dağları dumanlı yaslı Kırım’da
Duvarında mavzer ve Kur’an olan
Ata ocağında, bizim konakta
Bir bakır sinili sofra başında
İftar beklenilsin, dua edilsin
Ve sessiz sedasız yemek yenilsin,
Sonra şadırvanda abdest alınıp
Hep birlikte teravihe gidilsin.
Uyansam her sabah ezan sesiyle
Görsem Ayşeciği su testisiyle
Ninemi yaşmaklı, namaz kılarken
Dinlesem dedemi, Kur’an okurken
Başımı huşuyla yastığa koysam
Sonra toparlanıp yola koyulsam
Yahut günün şavkı vururken camdan
Heybetli sesiyle çağırsa babam
Anam da, “kalk yavrum, aslanım” dese
Tutup elleriyle omuzlarımdan
O müşfik haliyle sarılsa, öpse.
Semaver kaynarken ocak başında
Dünya Türklüğünden, Türk tarihinden
Bozkurt’tan, Turan’dan söz etse dedem
Sonra Türklük için etse de niyaz
Gözlerinden akan yaşını görsem
Evet! Yurdum uzak, burdan çok uzak,
Bir ferahlık yahut bir şevk umarak
Düşerim yollara akşamüstleri
Böyle çaresizim, yıllardan beri
Her zamanki gibi yorgun ve bitkin
Artırıp yükünü hasta kalbimin
Her an heyecanı gözlerimde yaş
Görmek ümidiyle bir Türk, bir dildaş
Dolaşırım Paris caddelerini
Yorgun akan Sen’i, köprülerini
Bir karakış vakti, Sen kıyısında
Kafamın içinde TÜRKLÜK ÜLKÜSÜ
Ruhumu kavuran yurt hasretiyle
Böyle göçeceğim ebediyete
Donmuş cesedimi bulup çöpçüler
Defnedilmek üzere götürecekler
Kimim ben, neyim, ne bilecekler…!
Lakin takılırım çan kulesine
Her semtin muhteşem kilisesine
Yâd el elemleri sarar içimi
Uzaklarda yurdum! Buradan çok uzak
Her mevsimi güneşli, masmavi göklü
Camili, kubbeli, kümbetli, köşklü
Ozanlı, garipli, kervansaraylı
Hele insanları: Alpli, Giraylı
Yok haber onlardan, baba evinden
Bu yüzdendir halim, kopuk bir yaprak
Her şey çok uzakta benden, çok uzak.
Gözlerim daima engine dalar.
İsterim ki her an, ana yurdumda
Dağları dumanlı yaslı Kırım’da
Duvarında mavzer ve Kur’an olan
Ata ocağında, bizim konakta
Bir bakır sinili sofra başında
İftar beklenilsin, dua edilsin
Ve sessiz sedasız yemek yenilsin,
Sonra şadırvanda abdest alınıp
Hep birlikte teravihe gidilsin.
Uyansam her sabah ezan sesiyle
Görsem Ayşeciği su testisiyle
Ninemi yaşmaklı, namaz kılarken
Dinlesem dedemi, Kur’an okurken
Başımı huşuyla yastığa koysam
Sonra toparlanıp yola koyulsam
Yahut günün şavkı vururken camdan
Heybetli sesiyle çağırsa babam
Anam da, “kalk yavrum, aslanım” dese
Tutup elleriyle omuzlarımdan
O müşfik haliyle sarılsa, öpse.
Semaver kaynarken ocak başında
Dünya Türklüğünden, Türk tarihinden
Bozkurt’tan, Turan’dan söz etse dedem
Sonra Türklük için etse de niyaz
Gözlerinden akan yaşını görsem
Evet! Yurdum uzak, burdan çok uzak,
Bir ferahlık yahut bir şevk umarak
Düşerim yollara akşamüstleri
Böyle çaresizim, yıllardan beri
Her zamanki gibi yorgun ve bitkin
Artırıp yükünü hasta kalbimin
Her an heyecanı gözlerimde yaş
Görmek ümidiyle bir Türk, bir dildaş
Dolaşırım Paris caddelerini
Yorgun akan Sen’i, köprülerini
Bir karakış vakti, Sen kıyısında
Kafamın içinde TÜRKLÜK ÜLKÜSÜ
Ruhumu kavuran yurt hasretiyle
Böyle göçeceğim ebediyete
Donmuş cesedimi bulup çöpçüler
Defnedilmek üzere götürecekler
Kimim ben, neyim, ne bilecekler…!
Buğra ALPGİRAY-1947 Paris.
Comments